Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way






























Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e, içine su katılmış süt getirildi. O sırada Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in sağında bir bedevî, solunda da Ebû Bekir -radıyallahu anh- oturuyordu. Sütten içtikten sonra Ebu Bekir bedeviden daha faziletli olduğu halde kabı bedevîye verdi. Bedevi de kabı alıp, sütü içti. Ancak Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sağ tarafında olduğu için bedeviye vermeyi tercih etti. Ve şöyle buyurdu: Sağındaki, sağındaki: “Öncelikli olarak sağınızdakine verin!” buyurdu.
Cabir -radıyallahu anh-'den rivayet olunan hadiste; Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- fetih yılında Mekke'ye, başında siyah bir sarıkla girmiştir. ifadesi yer almıştır. Bu hadiste insanın siyah renkli elbise giymesinin caiz olduğunun delili vardır. Diğer rivayette; "Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlara hutbe vermişti. Başında da siyah bir sarık vardı." ifadesi bulunmaktadır. Bu da hutbeye siyah renkli elbise ile çıkılabileceğini göstermektedir. Elbette beyaz giyinmek daha iyidir. Zira sahih olan bir hadiste şöyle rivayet olunmuştur: "En hayırlı elbiseniz beyaz renkli olanıdır." Hutbede imamın siyah giymesi ise caizdir. Ancak az önce de ifade edildiği üzere beyaz giyinmek daha iyidir. Bu hadislerde ifade edilen siyah renkli sarık ve siyah renkli elbiselerin giyilebileceğini göstermektedir. Ebu Said Amr b. Hureys -radıyallahu anh- rivayet ediyor: "Sanki ben şu an Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bakıyor ve onu görüyor gibiyim. Onun başında siyah bir sarık vardı, ucunu da omuzlarının arasına sarkıtmıştı." hadisinde yer alan ifadeler giyilen sarığın siyah renkli olmasının ve ucunun omuzların arasından sarkıtılmasının caiz olduğunu göstermektedir.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir şey içerken üç nefeste içerdi. Önce içer, sonra da kabı ağzından ayırırdı. Sonra ikinciyi içer, kabı ağzından ayırırdı. Sonra da üçüncüye içerdi, kabın içine nefesini vermezdi.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yapmayı sevdiği bir ameli insanların üzerlerine farz olur ve büyük bir meşakkatle karşılaşırlar da bu ibadeti yapamazlar düşüncesi ile terk ederdi. Aleyhisselam onların meşakkatle karşılaşmalarından hoşnut olmazdı.
Habbâb b. Eret -radıyallahu anh- bu hadiste, Müslümanların Mekke'de Kureyş müşriklerinden çektikleri sıkıntıları anlatmaktadır. Bu Müslümanlar, Kâbe'nin gölgesinde hırkasını başının altına koymuş olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e durumu şikayet etmeye geldiler. O ise evvelkilerin, dinleri uğruna sahabilerden daha büyük zorluklara maruz kaldıklarını söylemiştir. Şöyle ki bir mü'min; yakalanır, kazılan bir çukura konur, sonra testereyle baştan aşağı ikiye biçilirdi. Ayrıca etleri ve kemikleri demir taraklarla taranırdı. Ne büyük bir işkence, ne feci bir eziyet! Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'a yemin ederek bu işin (Yani Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiği İslam davasının) kemâle ereceğini, hatta San'a'dan Hadremevt'e giden atlının sadece Allah'tan ve koyunları için de kurttan korkacağını haber vermiştir. Sonra Peygamber -aleyhisselatu vesselam- sahabelerini aceleyi terk etmeleri konusunda irşad etti ve şöyle buyurdu: «Ancak siz acele ediyorsunuz» Yani sabredin, Allah'tan kurtuluşu bekleyin.Çünkü Allah, sonunda bu davayı kemâle erdirecektir. Gerçekten de her şey Peygamber -aleyhisselatu vesselam-'ın haber verdiği gibi olmuştur.
Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- cemaatle namaza başladığında namazı uzun kılmak isterdi. Eğer bir çocuğun ağlamasını işitirse onun namazı uzun kılmasının çocuğun annesine güçlük çıkarması ve annenin kalbinin onunla meşgul olması endişesi sebebi ile namazı kısa keserdi.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, bedevi Araplar'dan birtakım insanlar gelip: Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? diye sordular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Evet!» diye buyurdu. Bedevi çöl Arapları sert mizaçlı kimseler oldukları için “Biz çocuklarımızı öpmeyiz" diye karşılık verdiler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer Allah sizin kalbinizden rahmetini çekip almışsa ben ne yapabilirim ki?» karşılığını verdi. Delîlu’l-Fâlihîn, (3/9-10), Şerhu Riyâzi’s-Sâlihîn, İbn Useymîn (2/553,554).
Müminlerin annesi Âişe –radıyallahu anhâ- bu hadiste Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in giyim kuşamıyla alakalı bazı durumlarını vasfediyor. Buna örnek; bir gün gündüz vakti üzerinde deve semerlerinin resimlerinin bulunduğu siyah kıldan dokunmuş bir elbise ile sahabelerinin yanına çıktığıdır.
Enes -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kabasını yere yaslayarak oturmuş ve ayaklarını da dikmiş vaziyette hurma yerken gördüm, demiştir. Böyle oturmasının sebebi, daha az yemek içindir. Zira bu oturuş şeklinde insan rahat olmaz. Dolayısıyla aşırı yemek yemez.